Toplumumuzda, insanların eksiklikleri, davranışları, hastalık ve özürleriyle dalga geçmek, bunları alay konusu yapmak oldukça yaygın bir davranış.(çocukların da yetişkinlerden öğrendiği bir durum) Sadece bireysel değil kültürel ve etnik farklılıklardan dolayı da bir aşağılamanın, hatta şiddetin hedefi olunabilmekte. Örneğin bir kişinin burnu büyük, başı kel, tipi kayık, kötürüm vs. denip güç getirilebilse karşısında, getirilemezse arkasından gülünmesi, alay edilmesi, çekiştirilmesi ya da bir toplumun diline, kültürüne kast edilmesi, edene destek olunması, doğaya ve canlılara zarar verilmesi bu olumsuz durumun örneklerini oluşturmakta.
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Kasım 2016 Çarşamba
Alay Etmek Suç mu?
Toplumumuzda, insanların eksiklikleri, davranışları, hastalık ve özürleriyle dalga geçmek, bunları alay konusu yapmak oldukça yaygın bir davranış.(çocukların da yetişkinlerden öğrendiği bir durum) Sadece bireysel değil kültürel ve etnik farklılıklardan dolayı da bir aşağılamanın, hatta şiddetin hedefi olunabilmekte. Örneğin bir kişinin burnu büyük, başı kel, tipi kayık, kötürüm vs. denip güç getirilebilse karşısında, getirilemezse arkasından gülünmesi, alay edilmesi, çekiştirilmesi ya da bir toplumun diline, kültürüne kast edilmesi, edene destek olunması, doğaya ve canlılara zarar verilmesi bu olumsuz durumun örneklerini oluşturmakta.5 Ekim 2016 Çarşamba
Hayata ve Topluma Karşı Cehalet
Dünyadaki bilgi her geçen gün kat be kat artarak fazlalaşıyor. Elde edilen tüm bu bilgileri birey olarak kafamızda tutmamız mümkün değil. Kendi alanımızla alakalı, gerektiği kadarını bilmek yeterli oluyor. Bu maddi dünyaya ilişkin bilgi sadece teknolojik ilerlemeyi değil toplumsal yaşamın dizaynında da önemli bir etken. Ama toplumsal yaşama, düşüncelere, davranışlara müdahalede nesnelere dair bilgiden çok toplumsal bilgi asıl etkeni oluşturuyor. Hayata ve topluma karşı cehalet işte bu bilginin eksikliğinden kaynaklanıyor. Bu çoban-sürü ilişkisine neden olan bir eksiklik. Bu yüzden bizler savaşlar, felaketler, ölümlerle karşılaşınca bunların başımıza neden geldiğini anlayamıyor, "ne olacak bu dünyanın hali" diye soruyoruz. Çünkü bilmiyoruz ve bir avuç insanın, milyarlarca insanı nasıl olup kendi istemleri doğrultusunda yönlendirebildiğine akıl sır erdiremiyoruz, erdiremediğimiz gibi pek çoğumuz bunun farkında bile olamıyor.30 Temmuz 2016 Cumartesi
Yaşar Kemal Ne Güzel Yazmış !
"Ben sevgiden, sevinçten söz açmak istemez miyim, delice, çılgınca, içim taşa taşa, bir sevinçten söz açmak istemez miyim? Ben sevinçli adamım. Bu dünya böyle olmasa, böyle kara, karanlık olmasa, ben sevinçten taşar coşardım. Yaradılışım karanlıktan çok aydınlığa, acıdan çok sevince... Ne çare, ne çare ki sevinmek gelmiyor elimden...
11 Temmuz 2016 Pazartesi
Sizin Babanız İyi Biri mi?.. Ya Anneniz?
Kasten adam öldürmekten hüküm giymiş babalarını ceza evinde ziyaret eden ikiz kızlar babalarının suçsuzluğudan emin, parmaklıkların ardından göz yaşı döküyorlardı. Kendilerine şefkatle sarmalayan ellerin silah tutabileceğine, bir kötülüğün öznesi olabileceğine inanmak istemiyorlardı. Hemen yanlarındaki görüş kabininde, yaşlı bir kadın da karşısındaki, canından bir parça olan oğlu için aynı şeyleri düşünüyordu. Arada kendisini üzse bile arkadaş kurbanı, iftiraya uğramış pırıl pırıl bir gençti oğlu. Ya diğerleri... Kader mahkumuydu onlar.
26 Mayıs 2016 Perşembe
Hayat Pencereler Bütünüdür
Bazen oturduğumuz evin arka tarafındaki tenhalığı, düzensizliği, karanlığı görmemek için buradaki pencere ve perdeleri sıkı sıkıya kapatırız; aydınlık, hareketli ve daha yaşamsal bulduğumuz ön taraftaki pencereye yöneliriz; sırtımızı döndüklerimiz görülmez ve duyulmaz olunca, yokmuş gibi davranabiliriz. 7 Nisan 2016 Perşembe
İklim Değişikliği
Acımasız bir toplumsal yaşam içerisindeki insanlığın doğaya verdiği hasarın, neden olduğu değişimlerin sonuçta yine kendisine zarar verecek bir geri dönüşe neden olduğu aşikar. Bireysel ve anlık çıkarlara feda edilen doğa ve çevrenin, çocuklarımız nezdinde gelecekte çok daha büyük sıkıntılara ve acılara neden olacağı bir gerçek.İklim değişikliği de bu önemli ekolojik sorunlardan biri olarak karşımızda duruyor. Küresel olarak kendini hissettiren bu sorunla ilgili "Ekolojik Enerji" ajandasındaki aşağıdaki kısa metin genel bir bilgi olarak faydalı olacaktır.
13 Ocak 2016 Çarşamba
Hidrojen Bombası ve İnsanlık
Dünya'yı tümden yok edecek silahlara, bombalara sahip devletler bir seferde daha çok insan öldürüp, daha çok tahribat yapacak yeni silahlar üretme peşindeler. Büyük bir silahlanma yarışının içinde bir birlerine üstünlük kurarak sömürü ve egemenlik alanlarını koruma ya da genişletme sevdasındalar... Ve en korkutucusu da, bu silahları kullanacak zihniyete, ahlaka sahip olmaları. Zaten kullanmıyacaklarsa niye üretsinler ki?...Sınırsız bir sahip olma, hükmetme güdüsüne sahip olan egemen zihniyet ve bu zihniyetin sahibi bir avuç insan iktidarlarını, sömürü güçlerini kaybetmemek ve daha da fazlasını elde etmek için büyük çoğunluğun aleyhine her türlü çılgınlığı yapmaktan çekinmeyeceklerini geçmiş ve bugün göstermekte. 28 Aralık 2015 Pazartesi
İnsan Zaman Lojistik
Şubat ayının soğuk bir gününde,
şuan çalıştığım lojistik firmasına ilk adımımı attığımdan bugüne on dört uzun yıl
geçti. Zaman yanıbaşımızdaki otoyol üzerinde akan trafik gibi
hızlı, yoğun ve aceleciydi... Onca yılın değiştiren ve
dönüştüren etkilerini hem aynalarda, hem nefes aldığımız
mekanlarda, hem de sektörün, ekonominin ve toplumsal yaşamın
içinde gördük; çevremizdeki boş ve yeşil alanların hızla
betonlaşıp bizi kuşatması gibi, iyi ya da kötüye doğru
değişerek yaşamımıza devam ediyoruz. Çünkü değişim ve zaman
ayrılmaz bir ikili... 17 Aralık 2015 Perşembe
Yağmur
Soğuk üşütüyor... Kar yağmasını bekliyoruz ama yağmur yağıyor şehrin üstüne. Rüzgar olmadığından sağa sola savrulmuyor; özgürce, yukarıdan aşağıya bir ip gibi, düz bir şekilde yağıyor. Dökülmek istediği yere dökülüyor sakince. Toprağa kavuşmak istiyor. Çünkü toprağa bereket verip, bitkilere ve ağaçlara can olması, kendisini bekleyen yer altı sularına kavuşması gerek... Fakat bulunduğum yerde betonların ve asfaltın üzerinde birikiyor, çaresizce yollar arıyor; akıp gidebilmek için bu şehrin içinden. Çıkmak istiyor çünkü özgür değil, betonlar engelliyor onu, hapsediyor. Sel olup insanlara zarar vermek istemiyor ve bu yüzden suçlanmak da... Varması gerektiği yere varmak için çareler arıyor; pek çoğumuzun aradığı gibi...16 Aralık 2015 Çarşamba
Vatan Dedikleri Nedir?
Her ülkede farklı vatan tanımları vardır. Bazıları yaşadıkları yeri, bazıları geldikleri yeri vatan görür. Bazıları da tüm dünyayı, dünya vatandaşlığı temelinde, vatanları olarak kabul eder. Wikipedi'de vatan şu şekilde tanımlanmıştır: "Vatan bir ulusun bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı yeryüzü parçası ve onun havası ile karasularına denir." Vatanın varlığı yukarıdaki tanımda da belirtildiği gibi bir egemenlik içerdiğinden bu tanımlama aynı zamanda siyasi ve ideolojik bir tanımlamadır. Bu durum nedeniyle aynı sınırlar içinde yaşayan insanlar, gruplar ve halklar açısından farklı kavramlaştırmalar, algılayışlar söz konusu olabilmekte.
8 Aralık 2015 Salı
Kim İçin ?
25 Kasım 2015 Çarşamba
Zenginlik Nedir?
Sonsuz evrenin bir köşesinde, bir top şeklinde dönüp duran dünyada, yavaş yavaş ya da hızlı bir şekilde zaman akarken, bize ayrılan anların sonuna doğru geldiğimizin farkında mıyız? Bulunduğumuz noktada pişmanlığa, hüzne ve telaşa kapılmadan geriye bakmak mümkün mü?
Çok çalışmak zorunda olmaktan ya da başka nedenlerden dolayı yapmak istediğimiz ama yapamadığımız ne çok şey vardır kim bilir. Zaman daraldıkça fark ettiğimiz şeylerdir bunlar: Gezilecek yerler, okunacak kitaplar, izlenecek filmler, keşfedilecek yeni şeyler, çözülecek gizemler, tanışılacak insanlar, kaygısız uykular, mutlu tembellikler... Daha pek çoğuyla yapılacaklar listemizde olan ama büyük çoğunluğumuz için hiç bir zaman gerçekleşmeyecek şeyler.
5 Kasım 2015 Perşembe
Toplum Kaça Ayrılır?
Toplumsal olarak insanlar iki ana gruba ayrılır. Bu ayrım ekonomik temelli olup, yaşadıklarımıza ya da yaşayamadıklarımıza neden oluşturur.Birinci grup toplumsal gerçekliğimizi, birbirimizle ve doğayla olan ilişkimizi belirleyen, üretim ilişkileri içerisindeki egemen sınıfa mensuptur. Bu grup ekonominin temelini oluşturan üretimde, üretim araçlarına sahip olarak devlete ve dolayısıyla iktidara sahiptir. Üretmez ama bolca tüketir. Tüketim için yeterince isteğe, iştaha ve kararlılığa sahiptir. Varlığının, gücünün, otoritesinin devamı için tehditlere karşı hep tetiktedir; Kah gülen yüzünü, kah çelikten yumruğunu gösterir. Masal anlatmakta maharetlidir.
İkinci grup ise bu üretimin var olabilmesi için gerekli emek gücüne sahip olan büyük çoğunluktur. Emeğiyle toplumu, ekonomiyi ve devleti var eden güçtür. Var edendir, ancak var ettiği üzerine söz hakkına sahip değildir. Çok üretir az tüketir. Açlık, eziyet, bedel ödemek, ölmek ve öldürmek hep onun payına düşer. Varlığı birinci grubun varlığına armağandır. Hikayeler, masallar dinlemekten hoşlanır; itaati ve boyun eğmeyi bir meziyet olarak görür. Birinci gruba dahil olmayı umut eden bireylerden oluşup, Kaf Dağının ardındaki umutların bahtsız insanlarıdır onlar.
2 Kasım 2015 Pazartesi
Kuvvet mi Zeka mı?
Hayatını kaba kuvvetle şekillendirmeye çalışan insanların varlığı bir gerçeklik. Fiziksel güç, kuvvet kendilerini ifade edebildikleri ya da öyle olduğunu düşündükleri bir özelliktir. Ne kadar güçlüyse o kadar prestij sahibi, o kadar aranır olabileceği fikrine kapılmıştır. Oysa bilmediği, insanın kaslarıyla değil beyni ve yüreğiyle var olduğudur... Öyle olmasaydı dünyayı insanlar değil daha kaslı ve güçlü olan ayılar yönetirdi.
31 Ekim 2015 Cumartesi
Anlamamak...
Birbirimizi anlayamamaktan şikayetçi olduğumuz zamanlardayız. Konuşmanın gürültüden başka anlam ifade edemediği anlara tanıklık edebiliyoruz. Gördüğümüzü görememeleri, anladığımızı anlayamamaları bizi şaşırtıyor. Aynı kelimelere farklı anlamlar yüklediğimizin farkında olmadan bir anlaşma çabasına giriyoruz.
Oysa bir kavram ya da söz o dili konuşan insanlar arasında aynı fikir, düşünce ve duyguya karşılık geliyorsa bir anlam ifade eder. Ancak o zaman dilin tam olarak bir parçası olabilir ve ancak o zaman insanlar, toplumlar bir biriyle tam olarak anlaşıp diyalog kurabilir.
5 Ekim 2015 Pazartesi
Kitap Kokulu Bir Hayat
Okuduğum bir edebiyat dergisindeki makalenin başlığında yazar "Sizin babanız hiç kitap yazdı mı?" diye sormuştu. Buna benim cevabım şu şekildeydi: "Benim babam hiç kitap yazmadı ama çok kitap okudu."
Kitap sevgisi
Kendimi bildim bileli evimizde bir kitaplık ve raflarında yüzlerce kitap vardı. Sadece insanların değil, kitapların da toprağa gömüldüğü 12 eylül darbesinin öncesi ve sonrasının gergin ortamlarıydı. Bu kitaplar tehlikeli görüldüğünden annem ve akrabalarımız babamı sık sık uyarırlardı. Tabi ki karşılık bulmayan uyarı ve telkinlerdi bunlar; kitaplar çoğalarak raflardaki yerlerini korurdu.
Kitap sevgisiKendimi bildim bileli evimizde bir kitaplık ve raflarında yüzlerce kitap vardı. Sadece insanların değil, kitapların da toprağa gömüldüğü 12 eylül darbesinin öncesi ve sonrasının gergin ortamlarıydı. Bu kitaplar tehlikeli görüldüğünden annem ve akrabalarımız babamı sık sık uyarırlardı. Tabi ki karşılık bulmayan uyarı ve telkinlerdi bunlar; kitaplar çoğalarak raflardaki yerlerini korurdu.
29 Eylül 2015 Salı
Siz Hiç İnsan Olduğunuzu Unuttunuz mu ?
Unutkanlık zaman zaman hepimizin çeşitli şekillerde yaşadığı bir durum. Yapmamız gereken bir şeyi ya da bir eşyamızı bir yerlerde unutabiliyor, alzheimer gibi hastalıklarla yaşamayı bile unutacak evrelere gelebiliyoruz. Bunları doğal karşılayabiliriz. Fakat olmaması gereken, bizi biz yapan, doğumumuz ile birlikte bizimle var olan bir şeyi unutuyoruz ki, bunu ne akıl ne de vicdanımız kabul edebilir. Unuttuğumuz; bu dünyada varlığımızın anlam bulduğu yegane kimliğimiz... Vahşi doğadan gelip hayvansal iç güdülerini kontrol etmeyi bilen, akıl ve vicdanla var olan insanlığımız.
Pek çok badireden geçmiş, toplumsal bireyler olarak ölüme, acıya, zorbalıklara vermesi gereken tepkiyi veremeyen, bu tepkiyi veremediği gibi kan ve gözyaşına karşı zafer çığlıkları atıp gaddarlaşarak, zalimleşerek unutuyoruz insanlığımızı.
25 Eylül 2015 Cuma
Doğanın Çağrısı
Zaman zaman rüzgarın getirdiği bir koku ya da gördüğümüz bir ağaç, bir parça toprak, kölesi olduğumuz şehrin keşmekeşinin içinde belli belirsiz bir şeyler hissettirir bize. Anlam vermekte zorlandığımız bir özleme ya da bir açlığa dair sesler; yüreğimizden ve beynimizin kıvrımları içinden yükselen, engellemeye meyilli olduğumuz bir çağrı.
Dinle Dokun Sev...
Eğer kibrimizden, gem vurulamayan arzularımızdan; zevk ve sefaya, belkide bir lokma ekmeğe kilitlenmiş duyularımızdan uzaklaşıp bir dinginlik içine girebilirsek doğanın içimizde yükselen çağrısını duyabiliriz. Bu sese kulak verip ayağımızı toprağa bastığımızda, ota, çiçeğe, ağaca, suya, bir hayvana dokunduğumuzda ya da gördüğümüzde, bir bütün olarak kokusunu içimize çektiğimizde doğaya ait olduğumuzu anlarız. Bir ışık gözlerimizde, bir tebessüm dudaklarımızda belirir.
11 Eylül 2015 Cuma
Kıyıya Vuran Çocuk, Dibe Vuran İnsanlık
Çocuk...
Elimizde kıyıya vurmuş bir çocuk bedenin resmi var. Su ile kum arasında var oluşla yok oluş sınırında, çocuk çekiciliği ile uzanmış. Nefes almıyor, kalbi atmıyor ama biz yaşayanlardan daha yaşamsal gözüküyor. Sarılmak, öpücüklere boğmak, kokusunu duyumsamak istiyoruz. Aslında istediğimiz yok olan insanlığımıza tutunmak. Utanç ve suçlulukla kumlara gömülüp saklanmak istiyoruz belkide; katil yanımızdan kurtulmak için. Sorumluluklarımızı unutup, suçlular bulup rahatlatmak istiyoruz vicdanlarımızı. Büyük milliyetlerimiz, en hakiki inançlarımızla bir çocuk bedeni karşısında 'lal' kalıyoruz.
5 Eylül 2015 Cumartesi
Kimiz Biz ?
Yıldızlardan kopup gelen bu dünyanın insanlarıyız. Kendimize atfettiğimiz kimliklerimizle büyük Türkler, Kürtler, Araplar, Almanlar ve İngilizleriz; büyük Müslümanlar, Hristiyanlar, Museviler ve Budistleriz. Ve daha bir çoğu gibi hepimiz büyük, kutsal toplulukların üyesiyiz.Ama büyük sıfatların altında zavallı küçük insanlar olduğumuzu görebiliyor muyuz?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



