fanatizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fanatizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ekim 2015 Cumartesi

Anlamamak...

Birbirimizi anlayamamaktan şikayetçi olduğumuz zamanlardayız. Konuşmanın gürültüden başka anlam ifade edemediği anlara tanıklık edebiliyoruz. Gördüğümüzü görememeleri, anladığımızı anlayamamaları bizi şaşırtıyor. Aynı kelimelere farklı anlamlar yüklediğimizin farkında olmadan bir anlaşma çabasına giriyoruz.

Oysa bir kavram ya da söz o dili konuşan insanlar arasında aynı fikir, düşünce ve duyguya karşılık geliyorsa bir anlam ifade eder. Ancak o zaman dilin tam olarak bir parçası olabilir ve ancak o zaman insanlar, toplumlar bir biriyle tam olarak anlaşıp diyalog kurabilir.

19 Eylül 2015 Cumartesi

Fanatizm Ahmaklıktır

Siyasi ve toplumsal fanatizm öyle bir şeydir ki duymak istediğini duyar, görmek istediğini görürsün. En ufak bir rahatsızlık duymadan tüm gerçekleri reddedebilecek bir zihinsel çöküşe uğrarsın; yönlendirilmeye hazır, düşünme yetisini kaybetmiş bir halde kendi kalesine gol atan bir ahmağa dönüştüğünü fark etmeden... 

20 Haziran 2015 Cumartesi

Irkçılık Niçin Bir Hastalıktır?

İnsanoğlu şu ölümlü dünyada birbiriyle didişmekle öyle meşgul ki kıyısından kayıp giden hayatın güzelliklerinden, ona sunduğu nimetlerinden mahrum kalıyor ya da yeterince yararlanamıyor. Ama bu güzelliği ve nimetleri büyük toplum kesimlerinin acıları üzerinden kendine devşiren küçük bir azınlıklık ise oldukça mutlu. Açlık, yoğun sömürü ve savaşlarla insan ve doğa tahrip edilirken hem bu dünyayı hem diğer dünyayı kendilerine cennete çevirmekle meşguller.

Dünya nüfusunun oldukça küçük bir bölümünü oluşturan bu bir avuç insan dünya nimetlerinden nasıl bu kadar çok yararlanır da, büyük çoğunluk niye mahrum kalır? Mahrum kalmakla kalmaz, bu azınlık için kendini yer bitirir, taparcasına bir kulluk için zaman zaman birbiriyle yarışır. Büyük savaşların katili ve kurbanı olmaktan çekinmez. Bedel ödemek adeta bir kader gibi geleceğine yazılmıştır: en ağır koşullarda çalışır iş cinayetlerinin kurbanı olarak bedel öder, çıkar çatışmalarının bir piyonu olarak bedel öder, tüm mücadelesine rağmen gözünün önünde sevdiklerinin çektiklerine karşı çaresiz kalarak bedel öder. Kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla doğayı da tahrip ederek, büyük felaketlerin mağdurları olmayı kendi elleriyle başarmış olarak efendilerine kulluk etmekten asla vazgeçmez. Ama her zaman kendini akıllı, dürüst, vatanın milletine bağlı, dini bütün, haklı bireyler olarak görürler. Nede olsa bahanesiz kötülük olmaz.

Nasıl başarıyorlar bunu ? İnsanlar kendilerinin ve çocuklarının hayatlarını felakete çeviren bu duruma nasıl düşebiliyorlar ? Nasıl oluyorda kendi varlıklarına düşman olarak yönlendirilebiliyorlar.

İşin sırrı psikolojik bir canlı olan insanı, var olan maddi manevi semboller etrafında sorgusuz bir bağla toplamakta yatıyor. Bu sembollere, farklı toplumsal gruplarla bir çatışma yaratılarak, fanatik bir bağlılığın oluşması sağlanıyor. Düşmanlık ve çekişme arttıkça bu sembollere körüne bağlılık daha da güçleniyor. Tuğlaları nefretle örülmüş, yıkılması çok zor olan bir kale gibi.

 Bu semboller bir futbol takımı, bir bayrak olabilir, bir din olabilir, vatan olabilir ama hiç bir zaman insan olmaz. Toplumlar bir birinden nefret eder, büyük bir ırkçılık neredeyse genlerimize işleyecek şekilde bize empoze edilir. Bundan sonrası kolaydır. Bu düşmanlıklar, korkular gerektiği zaman ortaya çıkarılarak insan toplulukları istenildiği gibi yönlendirilir.  İnsan insanın, insan doğanın düşmanı olur böylece. Burada haklı olan yoktur sadece güçlü olan vardır.

Oysa insanın bu dünyadaki  varoluşuna  ne anlam yüklersek yükleyelim temel öğe yaşamını sürdürmek için gerekli kaynaklara ulaşmak, üremek ve kendini koruya bileceği güvenli bir yaşam alanı sağlamaktır. Temel amaç budur. Ne azı ne fazlası. Bu temel amacın gerçekleşmesi için insan zayıf fiziğiyle doğaya karşı ayakta kalabilmek için toplu halde yaşar. Geçmişteki sınıfsız toplumların, ilkel dediğimiz kabilelerin yaşam biçiminden bunu görürüz. Tüm eylemler bahsettiğimiz bu ana amaca hizmet etmek üzere yönlendirilir.

Ta ki üretim ilişkilerinin değişmesi ve teknik gelişmelerle beraber üretimin artması sonucu ortaya çıkan fazla ürünle beraber sınıflı toplumun ortaya çıkışına kadar. Artık çalışmadan tüketen bireyler ve bunların yaşadığı tatlı hayat vardır. Daha sonra ortaya çıkan bu durumun süreklileştirilmesi için bu fazla ürüne el koyan grubun, büyük toplum kitlelerini bir şekil ikna etmesi sürecidir. Yaşamak adına başkası için çalışmak. Kabul görmeyecek bu duruma toplumu ikna etmek için her türlü yöntemin kullanıldığını söylemeye gerek yok.

Farklı toplumsal grupların temel amaçlar yönünden bir biriyle dost kalması gerekirken daha fazla sömürülmek adına küçük azınlığın çıkarları doğrultusunda birbirlerine ırksal, dinsel vb. ayrımcılıklarla düşmanlık beslemesi bırakın insanın, en basit canlının bile yapmayacağı türden bir ahmaklık olarak karşımızda duruyor. Doğamızda olmayan ve tamamen aleyhimize olan bu durumun nedenlerinden biri olan ırkçılığın bu yüzden diğer ayrımcı yaklaşımlarla birlikte bir hastalık olarak tanımlanması gerekiyor.


18 Aralık 2014 Perşembe

Futbol Fanatizm ve Bir Sosyalist


Dünyada, üzerine çok şey söylenebilecek, hayatımızın merkezinde yer alan pek çok olgudan biri olan futbol üzerine bir kaç söz söylemek istiyorum.

Futbol o kadar hayatımıza girmiş ki her kesimden insanın ilgi odağı, bazıları için ise adeta yaşam dayanağı olmuştur. Çocuk yaşta başlayan bir tutkunun, fanatikleşme ve çekişmenin adı olmuştur futbol.
Bir oyun olmaktan çıkmış, kültürel, sosyal bir olgu olarak dünyada önemli bir yer tutmuş, bireyler tarafından zengin olmanın, gösterişli bir yaşama ulaşmanın yolu olarak görülmüştür. Kara paranın, mafyanın içinde olduğu dev bir ekonomik rant alanı olan futbola bu ilgi, doğal olarak, kitleleri yönlendirmek için sistemin elinde kullanılacak bir araç haline gelmiş, bu temelde devletin ve onun medyasının yoğun ilgisine mazhar olmuştur.

Futbol ve diğer sporların, ya da tavla, satranç, kağıt vs. oyunların heyecanı rakiple olan çekişme, üstün gelme isteğidir. Çocukken yaptığımız futbol maçlarını örnek olarak verebilirim. Bu maçlarda, büyük bir heyecan ve çekişme olurdu. Çocuklar arasında var olan gruplaşmalar, çekişmeler bu maçlarda doruğa çıkar, daha da derinleşirdi. Benim gibi sakin biri bile bu durumunu koruyamaz kavgacı birine dönerdi. Hayatımın hiç bir döneminde yaşamadığım kavgaları bu maçlarda yaşadığımı söyleyebilirim.

Özetlersek bu sporların yoğun bir ilgi ve heyecan uyandırmasının nedeni tamamen gruplaşma, çekişme, ötekileştirmeden temelini bulan fanatikliktir. Gruplar arasındaki çekişme ya da düşmanlık ne kadar fazlaysa bu karşılaşmalarda heyecan ve hareket o kadar artar. Spor kardeşlik ve dostluktur sloganın varlığı ve bu kadar sık tekrarlanmasının nedeni de budur. Mevcut sosyal ekonomik sistemimizde bu kavramların hayat bulması ne kadar olasıysa sporda da maalesef o kadar olasıdır.

Yukarıda futbol ile ilgili yazdıklarımızı temel alarak bir durumu daha sorgulamak istiyorum. Hayat karşısında kendini devrimci, sosyalist olarak tanımlayan bir birey bir futbol takımının fanatiği
olabilir mi? Ya da tersten sorarsak bir fanatik, sosyalist olabilir mi ? Lise yıllarına kadar fanatik bir futbol taraftarı olarak benim kafama takılan bir soruydu bu...Bu soruya verilecek cevap muhtemelen devrimciliğe, sosyalizme bakış açısı ve bu kavramlara yüklenen anlama göre değişiklik gösterecektir. Ama bence bu sorunun cevabı hayır olmalıdır. Benim  anladığım anlamıyla, tüm insanlığı kapsayan, gerçek hümanizmi içinde barındıran, birleştirici bir düşüncenin fanatizm gibi ötekileştirici, ayrıştırıcı bir duyguyu barındırması pek mantıklı görünmüyor. Bu iki kavramın birlikteliğinin, sorgulanması gereken bir durum olduğunu düşünüyorum.

Fanatizmin değil kardeşleşmenin egemen olması dileğiyle...