kapitalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kapitalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Eylül 2015 Pazartesi

Tembellik Hakkı / Paul Lafargue


Çalışma hayatının zorlayıcılığında "Tembellik Hakkı" başlıklı bir kitap sanırım herkesin dikkatini çeker. Çok çalışmaktan bizi kurtaracak formüller hep umudumuzdur.

Paul Lafargue formüller sunmasa da bu pek çok dile çevrilen, en çok okunan kitaplardan biri olan eserinde, 19. yüzyıl Avrupa'sında kapitalizmin vahşi emek sömürüsünü gerçekleştirdiği ilk dönemlerinde, çalışmanın bir dogma olarak emekçi halkın hayatına girmesini sorguluyor. 

Kapitalizm, sermaye birikimi ve kar için burjuva devrimi sırasındaki özgürlük, adalet ve laiklik taleplerini zafere ulaştıktan sonra bir kenara bırakıp işçi sınıfına çalışmanın en kutsal eylem olduğunu benimsetmeye çalışmıştır. Din adamları, burjuva ekonomist ve ahlakçıları bunu sürekli empoze ederken işçi sınıfı da 12-14 saati bulan çalışma süreleri içerisinde büyük bir sömürüye hedef olmuştur. 

23 Kasım 2014 Pazar

Irkçılık üzerine (ırkçı olan el kaldırsın)

Şu dünyada insanoğlunun başında pek çok bela var. Saysak uzun bir liste olur. Ben bunların en tehlikelilerinden biri olan 'ırkçılık' belası ile ilgili bir kaç söz söylemek istiyorum.

Irkçılığı sözlük anlamıyla, insanları renk ve fiziksel özellikleri; etnik olarak, farklı kültür ve inançları ile bir üstünlük sıralamasına sokmak olarak tanımlayabiliriz. Fakat ben ırkçılığı burada insanların tüm ötekileştirici tavır ve davranışları olarak alıyorum.

Daha çok kapitalizm ile siyasi, sosyal alanda kendini sistematik olarak belli etse de geçmişi ilk sınıflı toplumlara kadar uzanıyor. Eşitlikçi komünal yaşamdan kopmayla birlikte, bireysel sahip olmanın o tatlı ve vazgeçilmez zehri,  binlerce yıllık bir geçmiş ile insan toplumuna ve bireye çok güçlü bir şekilde işleyip kalıcılaşarak, nesilden nesile daha da güçlenerek geliyor. Sınıfsal ve bireysel bencillikten alıyor gücünü. Kendinden, ailesinden, kavminden, milletinden; toplumsal, sosyal grubundan olmayanlara karşı olumsuz ön yargılar olarak, kendini gösteriyor. Sahip olmanın, daha da fazla sahip olmanın önündeki her şey alt edilmesi gereken bir düşman olarak görülüyor. İnsanın insana, insanın doğaya eziyetinin psikolojik meşrutiyet aracı oluyor.

Irkçılık, eşitlikçi olmayan toplumlarda, gücü elinde bulunduranların bu engellenemez sahip olma isteklerinin önündeki engelleri aşmak için, emeklerini sömürdükleri geniş toplum kesimlerini harekete geçirip kullanabilmelerini sağlayan bir silah işlevi görüyor. Sistem gereği sahip olabileceği hiç bir şey olmayanların da sahip olma arzuları, sahipler tarafından acımasızca kullanılıyor. Egemen sınıf bu zehri oluşturduğu eğitim ve kültür mekanizmalarıyla tüm topluma sistematik olarak enjekte ediyor.

Gelelim kendimize;

Yukarıda bahsettiğimiz anlamıyla hangimize sorsak, 'ırkçılık kötüdür' deriz mutlaka. Irkçı olduğumuzu kabul etmesek de hepimiz ırkçıyızdır az ya da çok. Irkçı olduğumuz içindir ki bunca savaş ve yıkım. Bu yüzdendir ki bir anda milyonlarca insanı katletme kararlılığı ve azmi. İnsan doğasında olmadığından, bir hastalıktır ırkçılık. Hastayızdır bu yüzden hepimiz.Ve bu hastalığın varsa bir çaresi görür müyüz bilmem.

Belki bir başlangıç olarak: Herkesin aynaya bakması umuduyla..