kitap yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2014 Cumartesi

Bir Kitap: Cehenneme Övgü / Gündüz Vassaf



Yaşam koşuşturması içinde hayatı anlama çabası az ya da çok hepimizde vardır. Doğa ve tüm evren üzerine, farkında olmasak da, bir anlam kurgulama çabası içindeyizdir. Olumlu, olumsuz fikirlerimiz oluşturduğumuz davranış kalıplarımıza eşlik eder. Bize, farkında olma şansı bile verilmeden, dikte edilen düşünce kalıpları içerisinde, her şey hakkında bir fikir öne sürme becerisi gösterebiliriz. Oysa ki doğru bir düşüncenin oluşabilmesi için  doğru bilgiyle buluşulması gerekliliği hep göz ardı edilir. Bu durum, sistem tarafından bilinçli bir şekilde işletilir. Bu sistem hem devlet hem de tarihsel süreç içerisinde gelen kültürler tarafından sürdürülür.

Bu bilgi olmadan fikir üretme sürecinin dışına çıkma çabasındaki bireyin yönleneceği yegane unsur, geçmişten bu yana büyük çabaların ve fedakârlıkların sonunda ortaya çıkmış kitaplardır. Bizim bahsettiğimiz kitap, üzerinde yazılar olan bir kağıt dizini değil, doğadan, bilimden, sevgiden kopmadan var edilmiş düşüncelerin yoğunlaşmış halidir. Her ne kadar elektronik bilişimin varlığı etkinliğini arttırsa da, kitabın bilgiyi ve duyguyu sunmadaki naifliğini; insanoğluyla yüzlerce yıllık bağının gücünü, yakalayacak durumda değildir.

Başlıkta belirtmiş olduğum Cehenneme  Övgü adlı eser, tam da 
toplum içerisindeki bu kalıplaşmış ve dogmatik düşünceleri, 
fikirleri sorgulamamızı sağlayacak kışkırtıcı bir kitap. 
Bize dayatılan düşünce ve fikirlerin sorgulanmasında; ayın 
karanlıkta kalan yüzü gibi karanlıkta bırakılan gerçeklerin aydınlatılmasında bu tip kışkırtmaların önemli ve değerli 
olduğunu düşünüyorum.

1946 doğumlu, psikoloji dalında doktora yapmış bir düşünür 
olan Gündüz Vassaf bu kitabında farklı başlık ve olgular üzerinden yürüttüğü tartışmalarla gündelik hayatımızdaki totalitarizmi sorguluyor. İçerik üzerine eleştiriler, yorumlar bir yana, bu eseri okuyarak düşünce dünyamıza bir hareket katabileceğimizi düşünüyorum.

İyi bir kitabın son sayfasının yeni bir hayatın ilk sayfasına vesile olabileceğini unutmamanız umuduyla, bol okumalar...







20 Kasım 2014 Perşembe

Martin Eden / Jack London

Bazı kitaplar öyle güçlüdürler ki okurun içinde silinmeyen izler bırakırlar. Kalbimizin attığı son ana kadar bizimle beraber, beyin kıvrımlarımız da gezinirler. Ve zaman zaman kendilerini hatırlatmak ister gibi ya da ihtiyacınızın olduğunu bilirmiş gibi ortaya çıkarlar. Bu anlarda bir tebessüm dudaklarınızda, bir parıltı gözlerinizde belirir.

 Jack London Martin Eden'i yazdığında böyle etkileyici, iz bırakıcı bir roman olacağını tahmin etmemiştir belkide. Hangi yazar bilebilir ki yazdıklarının hangi kuytulara ulaştığını, kimlerde nasıl bir etki bıraktığını. Bilebilirler mi ki; hangi hayatları hangi yollara ittiklerini. Belki bir uçurumun kenarından almış, belki de girdap olup karanlığa çekmiştir birini... İşte böyle bir romandır Martin Eden.

Jack London 1909 yılında yazdığı yarı otobiyografik bu romanında kahramanı Martin Eden şahsında, bireyciliği irdelemiştir. Yoksul bir gemici olan Martin, zengin bir ailenin kızı olan Ruth'a aşık olmuştur. Bu aşka karşı çıkan kızın ailesinin ve Ruth'un gözüne girmek, onlarla aynı seviyede olabilmek için zorlu bir yazarlık mücadelesine girişmiştir Martin. Büyük bir azimle hedefine ulaşmış olsada zihinsel olarak vardığı nokta beklediği gibi olmamış, istediği mutluluğa ulaşamamıştır.
Jack London'ın bu etkileyici romanı, muhtemelen göz yaşlarıyla sonlanıp, üzerinizde uzun süreli bir etki bırakacaktır. İyi okumalar...






4 Kasım 2014 Salı

Ateş / Henri Barbuss


 Savaşın ismi Ateş


Henri Barbuss'ın Ateş isimli romanında I. Dünya savaşında Fransız - Alman cephesinin ön hatlarında çarpışan Fransız askerlerin yaşamı anlatılıyor. Yazar da bu Fransız askerlerden biri olarak, tüm acımasızlığı ve dehşetiyle gerçekliği önümüze serebilmiş.
Bu kitabı okurken savaşın dehşetini içinizde hissedeceksiniz. Sömürücü düzenin ve bu düzenin efendilerinin yol açtığı ve yol açmaya devam ettiği felaketleri, siperdeki o askerlerden öğreniyoruz. Bu bir avuç sömürücü zümrenin karşılıklı olarak oynadığı savaş oyununda acıyı ve ölümü yaşayanlar hep sömürülen halk tabakaları oluyor. Cephenin iki tarafı da bu durumda.
Bu kitapta savaşın şovenizmin penceresinde göründüğü gibi kahramanlığın, gücün, zaferin değil; acının, vicdansızlığın, çaresizlik ve tükenişin adı olduğunu öğreniyoruz.
Okunmasını şiddetle tavsiye edebileceğim bir roman. Savaşsız günler umuduyla...